Dayının yeğeninin yazdıklarına gece yarısı mesajı..
Başta, Ardahanlı hemşerim olan Erzurum eski İl Başkanı Suat Dulger'in de tutuklanması ile devam eden CHP'ye yönelik yaşananlar olmak üzere bayram öncesi günün haberlerini bitirip, niyetlendiğim kurban parasını ve bayram harçlığını çıkarma adına hazırlayıp, yayınlandığım haber ve mesajları yüklediğim sitemisin linkinin bir anda ortada da kayıp olması ile gerilip, yorulan vücudumu zorla attığım anamın odasında ki yatağında uyurken ısrarla çalan telefonla yarı uykulu geri zıplayarak geri kalkıyorum..
Geceyi deviren bir saatte gelen telefonda ki sevdiğim sesin uykulu olduğumu anlayıp, niyetlendiğim ama 'kesebilecek miyim?' diye düşündüğüm kurbana katkı gönderdiğini söylerken kendisine uykulu, uykulu teşekkür ederek, yataktan çıkıp, gün boyu yazıp, www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı sitemizin linkine eklediğim ama bir anda anlamadığım bir hatam dolaysıyla silinip, kayıp olan emeğim yani 'Kayıp olan haber ve mesajlarım geri gelmiş mi?' diye düşünerek, bilgisayarımın başına geçiyorum..
Çünkü günün stresinin getirdiği yorgunlukla anlamadığım bir tuş hareketi ile onca haberimin kayıp olduğunu, sitemizin adminine mesaj yoluyla yaşananları söylemiş 'lütfen' diyerek ilgilenmesini istemiş sinirle gerilen vücudunum alıp, gidip, uyumuştum..
Ve gece yarısı ısrarla çalan telefonun zilliyle yeniden uyanıp, başına geçtiğim bilgisayarımın ekranını açıp, tıkladığım sitemde o kayıp linkin hala yerinde olmadığını görüp, bu kez bende gece yarısı telefonla ulaştığım admine siteyi bir gün önceki yedeği ile güncellemesini rica edip, kayıp, haberlerinin, emeğinin geri gelmesi umuduyla beklemeye başlıyorum..
Tabi az olsun dinlenmiş halimle yine durmuyor, son dakika haberlerine, bol yemekli, gezili, 'Filan işi yaptık, falan şeyi yedik' diyen havalı bol paylaşımlı ve en çokta, 'Falan öldü, filan gitti..' haberleri ile dolu sanal ortamda yaşananları gözden geçiriyorum..
Bu arada bende uyumadan önce, bir köy muhtarımızın olmayan imkanlar dolaysıyla başka illere gönderilenler, gidenler gibi gittiği Kocaeli Gebze'de hayata göz yumduğunu içi sitem dolu metinle haber olarak vermiştim..
Sitemimin nedeni ise; Bir köy muhtarının muhtarlık yaptığı kentte tedavi olamadığı gibi hayata göz yumduğu gurbet denen elde toprağa verilişiydi..
Yani düşünün bir eğitimde, ekonomide olduğu gibi sağlıkta olamayan imkanlar dolaysıyla köyün sorunlarını çözme adına muhtar olanların bile başka kentlerde çare aradığı ve orada kalıp, gelemediği memleket diyen haberi idi..
Ki o habere konu olan ve daha yeni hizmete acılan hastanenin ek binasının da yıkıldığını ve hizmete kapatıldığını, bu yetmez aynı hastanenin, 'Yeşil alan' denen acilinin de doktor olmadığından kapısına asılan bir afiş ile hizmet dışı kaldığını da bedeni gurbete kalan muhtarın memleketinde, köyünden kilo metrelerce uzakta hayata göz yumduğu aynı gün o kayıp olan haber linkimde yazmıştım..
Ve yeniden dönüp, yatağıma geçtiğim esnada diğer bir ölüm haberini bu kez yeğenim, general yolunu bile açan kaymakam olmayı hedefleyen ama bir çok genç gibi onunda önüne getirilen onca sınav ve engel yüzünden o güzel hayali bir türlü gerçekleşmeyen, güzel yazılar yazan, haber algılayan ama oncası gibi bir türlü gazeteci yapamadığım, geçici öğretmenlikte yapan yeğenim Ali Kaya'nın muhtar gibi aynı gün hayata göz yuman hemşerim Hikmet abinin ardından yazdığı yazısını sanalda okuyorum..
Okudukça yutkunuyor, ağlamamak için direnip, daha yeni girdiğim yatağımda yorganı üzerime çekmiyor, kalkıp geri bilgisayarın başına geçmeden cepten o güzel yazısına, 'Dayının yeğeninin yazdıklarına gece yarısı mesajı..' başlığıyla bir yorum da ben yazıyorum..
Evet, saat Marmara depremini hatırlatan gece 03.48.
Ve önce 'Aliş' diye seslendiğim Ali yeğenimi okuyalım sonra benim o yazılan güzel yoruma bıraktığım yorumu birlikte okuyup, bir dayının yeğenine cevap verirken ikisinin anlattığı gerçekleri algılayıp, birlikte ağlayalım..
İşte Ali'nin, yine kızacağımı bile bile başlığını unutup, koymadığı o beni uyutmayan yazısı..
Ardahan’da payına yalnızlık düşen hikmet abinin gidişini üzüntüyle öğrendim. Sığındığı o derme çatma yapıda hep bir şeyler bekledi. Hiç kimse kapısını çalmadı ne bir tas çorba ne bir kelam söz öylece terkedilmişti.
toplumun yalnızlaştırdığı hikmet abiyi ne bir devlet yetkilisi gördü ne bir komşu…
Bir ses bir soluk kimse yoktu. Sızlayan bu kalp orada günlerce üşürken kimse görmedi. Hayatın sillesini yemiş kendisini kapatmış hikmet abiye bir el uzatan olmadı!
Avrupa standartları kapsamında hayvanlara çip takıp takip eden bizim sistem öncelikle bu garipleri takip etmelidir!
Kurum yetkilileri küçücük şehirde bu gariplerden habersiz ne kadar yazık!
Benim mahallemde oturuyordu hikmet abi. Sürücü kursunun hocasıydı birlikte çalıştık bir dönem.
Beklemek miydi seni en çok yoran yoksa hiç bilmediğin hastalıkların mıydı? kapını bir çalanın olmaması mıydı? Güneş doğduğunda payına düşen yalnızlığını alıp yanına buradan ayrılırken kimsesiz garip gidiyorsun şu yalan dünyaya inat sen çok iyi insandın be abi.
Allah rahmet etsin.
Ve benim, bu yılda Ardahan'a gelmeyen Doğu Exspersini değil, 1978 yılı yapımlı Geceyarısı Express filmini de hatırlatan Ali'ye yazdığım yorum yazım..
'Yeğenim bu işte..' diyen Dayın gibi gerçeğin yüzünü başta devrimci (!) ailesinin sonra da, o 'Vatan-Millet-Sakarya' edebiyatı yapanlar misali yani 'Fırat/Dicle kenarında bir koyunu kurt kapsa, ilahi adalet onu Ömer'den sorar" sözünü söylemekten öteye geçmeyenlerin yüzüne vuran bu yazını okurken gözlerim doldu desem inan demeyeceğim..
Çünkü sende bilirsin ki yeğen..
O yüksek sesli konuşan, haksızlığa parlayan ve kırıp, geçiren dayın yüreği de senin ki kadar hassas..
Evet yeğen..
Bu, kaçıncı Hikmet?..
Hatırlarsın bilirim, dayından daha zeki ve bu o kadar akıllı ve hafızalısın..
Çünkü bilirsin..
Birlikte kalıplarını yıkadığımız gazetelerimizi bastığımız matbaanın olduğu binamızın ara sokağında, arkasında ki köhnelerde hatta matbaamızın olduğu binanın merdiven altında ne Hikmetlere birlikte el atmaya, tırnaklarını kesmeye çalışıp, çabalayıp, olmayan paramıza rağmen komşu berbere rica, minnetle saç, sakallarını kestirdiğimiz.
Ekmeklerini almaya, suyunu vermeye, bazen de sen değil, benim birlikte o ucuz şaraplarını içtiğimizi..
Evet yeğen..
Vay be..
Ne Hikmetler gelip, gitti böyle onca gelip, gidenler misali sesiz, sedasız..
Bizim kadar sert yüzlü, görenin korkup, çekindiği güzel kalpli dedelerimiz, babalarımızdan bize kalan yufka yürek mirasını elimizden geldikçe onca Hikmetle, Erol, Tosso, Çelil, Tuncer ve niceleri ile 'helal olsun' dediğim anıları ve paylaşımlarımızı bu gecenin yarısında bana hatırlatıp, yorgun gözlerimin uykusunu kaçırıp, dolduran, o Hikmetlerin ölümleri ardından timsah göz yaşları akıtan sahte yüzlere sille gibi çarpan güzel ve yürekli yazın için teşekkürler yeğen..
Hep bel ol, bele kal..
Gerisi yukarıdakine, yüce Allah'ın güzel gönüllere vereceği ödüle kalsın..
Öpüyorum..
'Gazete kalıbını pardon yürekleri yine yakmışın Alişşş..' diye bağıran ve 'dayı bir sürü yazım hatan var' dediğin dayın..















Facebook Yorum
Yorum Yazın